Lost - çekim hataları

4 Eyl 2007 In: hoş

Alkışlamak istiyorum...

17 Ağu 2007 In: hoş, ilginç

Aşagıdaki sitenin sahibi bir türk. İsmi Hakan Bilgin. Kendisi İsvicrede yaşamakta. Javascript ile yaptıkları takdire şayan...

buyrun birde siz bakın... İleriki zamanlarda Hakanı web üzerinde çalışan bir OS geliştirirken bulursanız hiç şaşırmayın...

http://www.challenger.se/ch05/core/index.htm

Videoya göz atmayı unutmayın,

http://www.challenger.se/samples/screencapture/ng.html

Kişisel web sitesi ise http://www.challenger.se

Çalışmalarında başarılar diliyoruz kendisine... (örnek çalışmasından bir screenshot)

Japondur Ne Yapsa Yeridir ! - üstelik 25$

11 Ağu 2007 In: hoş

USB Tie Fan

USB fan tie

Ha! Look at you getting hot under the collar with the baking heat of summer! I, on the other hand, have a tie that has a USB-powered fan in the knot! I am therefore not only feeling cool, but looking cool as well. Take that!

USB tie fan

Only available from the weirdos at Thanko for 2,980 yen (£12.20/$24.90).



Sipariş vermek isteyenler buruyun buradan tıklayınız...

.Net Egitimi

25 Tem 2007 In: hoş, yeni, .net

Nihayet bugün .Net platformunda C# ile yazılım uzmanlıgı egitimimize başlıyoruz. Kursumuz 192 saat sürecek. Gaziantep Ardemsoft Egitim Merkezinde verecegiz.

Çarşamba - Cumartesi ve Pazar günleri. Kurs ile ilgili gelişmeleri size buradan verecegim. Gaziantepdeki ilk c# 2.0 egitimi .

Mutlu ol

23 Haz 2007 In: hoş
  1. Dünyada en az 2 kişi sizi uğrunuzda ölecek kadar seviyordur.
  2. Dünyada en az 15 kişi uğrunuzda ölmese de sizi seviyordur.
  3. Biri sizin gibi olamadığı için size çok imreniyordur.
  4. Sizin bir gülümsemeniz, size bakan birçok yüzü aydınlatıyor.
  5. Her gece birisi mutlaka uykuya dalmadan önce aklından sizi geçiriyordur.
  6. Birisi için dünyalara bedelsinizdir.
  7. Siz olmadan yaşayamayan en az 1 kişi var.
  8. Siz sahip olduğunuz bütün özelliklerinizle kendinize özel ve eşsizsiniz.
  9. Varlığından haberiniz bile olmayan biri, sizi seviyordur.
  10. Dünyanın en büyük hatasını bile yapsanız, mutlaka bundan size yarayacak birşey çıkar.
  11. Bütün dünyanın size sırtını döndüğünü düşündüğünüzde, etrafinıza bir bakın… Belki de sırtını dönen sizsiniz..?
  12. Birşeyi elde edemiyeceğinizi düşünürseniz ona asla sahip olamazsınız. Ama kendinize inanırsanız er ya da geç istediğinizi elde edersiniz.
  13. İnsanların sadece iltifatlarını aklınızda tutun, kabalıklarını unutun.
  14. Her zaman insanlara onlarla ilgili ne hissettiğinizi söyleyin, bilmelerini sağladığınızda kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz
  15. Gerçekten eşsiz bir arkadaşa sahip olduğunuza inanıyorsanız, bunu hemen şimdi ona söyleyin

Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.

Bu ülke korkulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı.

Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeyle sakatlandı.

Cumhuriyet boyunca süren “kültürel bölünme” artık iyice keskinleşti.

Şimdi bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısının önünde çıkaran, kadınlarının başını örttüğü, erkeklerinin sokağa pijamayla da çıkabildiği, erkek çocuklarının kahveye gittiği, kızlarının tam bir baskı altında yaşadığı, türküyle arabesk arası bir müzikten hoşlanan, belki de hiç kitap okumamış, hiç dansetmemiş, hiç karı koca birlikte lokantaya gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, evlerinde floresan lamba yakan, iyi eğitim alamamış, dini inançları kuvvetli kalabalık bir kitle var.

Diğer yanda ise kız lisesiyle Robert Kolej yelpazesinde eğitim görmüş, bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dansetmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okumuş, müzik zevki pop şarkılarla klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızların flörtüne izin verilmese bile göz yumulan, Allah’a inanan ama ibadete pek aldırmayan, kadınlarının başını örtmediği, şarabın kalitesinden pek anlamasa da kadın erkek bir arada gidilen bir gezmede içki de içmiş, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da okumuş yazmış, Batı standartlarına yakın bir grup var.

Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden kopuk.

Onları, Batı’daki sınıflar arasında ortak bir zevk yaratan kilise müziği, dini resimler, İncil’in sinemalara bile yansımış hikayeleri gibi birleştirecek kültürel bir zemin yok.

Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden farklı.

Hatta birbirine düşmanca.

Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış.

Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.

İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma ihtimalleri yok.

Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor.

Daha Batılı olan “ikinci grup”, Batı’nın siyasi değerlerini kabul ederse bir daha asla iktidarı ele geçiremeyeceğini bildiği için Batı’ya ve Batı’nın demokratik değerlerine düşman oluyor.

Yaşam tarzı olarak Batı’ya düşman olan kesim ise iktidarı ancak Batı’nın kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için Batı’yla ilişkileri geliştirmek ve demokrasiyi kabullenmek istiyor.

Bu kültürel parçalanmada “ordu” önemli bir role sahip.

Eğer, birinci grubu desteklerse ve Batı’nın demokrasisi burada kabul görürse, ordu da iktidarını kaybedecek.

Aslında birinci grubun çocuklarından oluşan ordu, kendi iktidarını sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.

Bu iki grup siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyorlar.

Birinci grup ekonomik olarak da güçlü artık, Anadolu’da üretim yapıyor, “devletle” arası iyi olmadığı için malını dış dünyaya satıyor. Para kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.

İkinci grup parasal güç olarak da kuvvetli değil.

Dış dünyayla iş yapan, dışardan borçlanan büyük burjuvazi, Türkiye’nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan entelektüel kesim, devletin yapısının değişmesi ve dünyayla bütünleşmesi gerektiğini düşünen bir grup bürokrat, birinci grubun destekçileri.

Yargı, ordu, bürokrasinin önemli bir kısmı ikinci grubun arkasında.

İkinci grup, siyasetle, demokrasiyle iktidarı elinde tutmasının mümkün olmadığını kavradığından şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözümün peşinde.

Cumhurbaşkanı seçimi kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu.

Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor.

Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor.

Cuntalardan söz ediliyor.

Peki, darbe olursa ne olur?

Yaşam tarzı Batı’ya daha yakın olan grup orduyla birlikte iktidara gelir ve Batı’nın desteğini kaybeder.

Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar.

Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu politikalarını desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında. Ama Amerika’nın önünde de ciddi bir engel var. “Demokrasi getireceğim” diye Irak’ı işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye’deki “darbeyi” niye desteklediğini açıklayamaz. Ve Irak faciasından sonra ikinci bir “zorlamayı” gerçekleştirecek gücü yok. İstese de istemese de darbeye karşı çıkacak.

Silahını ve parasını Batı’dan alan bir ordu ve ülke, Batı’dan koptuğunda ne yapacak?

Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabını buldular.

Türkiye’de darbe olursa, tarihte bugüne kadar hiç gerçekleşmemiş yeni bir oluşumla karşılaşacak dünya.

Türkiye, olası bir darbeden sonra, Rusya ve İran’la ortaklık kurmak isteyecek.

Silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak.

Rusya’yla İran’ın elindeki doğal gaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye’yi bir süreliğine de olsa ayakta tutmaya yeter.

Ama Rusya, Türkiye, İran bloku dünyanın bütün dengelerini değiştirir.

Ortadoğu’nun kontrolünü tümüyle ele geçirir.

Avrupa’yı küçük kıtasına hapseder.

Kafkaslar’ı, Afganistan’ı, Pakistan’ı kendi gücüne katar.

Müslüman dünyayla yakın bir ilişki kurar.

Petrol kaynaklarına egemen olur.

Çin’le işbirliği yapabilir.

Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya’dan oluşan “Batı”nın dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir biçimde azaltır.

Yeni blok asker, enerji ve para açısından çok güçlenir.

Böylece, Türkiye’deki çatlama dünyada büyük bir çatlamaya yol açar.

Eğer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaksa, sanırım, bu çatlamadan çıkar.

“Asla böyle bir şey olmaz” diyebilirsiniz… Niye olmayacağına dair elinizde çok kuvvetli veriler varsa, söyleyin.

Ama, ya olursa… Ki bana çok mümkün geliyor.

O zaman ne yapacaksınız?

Bugün Türkiye’de kamplaşan ve bölünen insanların da…

Türkiye’yi Avrupa dışına itmeye çalışan, eski bir imparatorluk olmanın bir yanıyla çok görkemli, bir yanıyla çok zayıf mirasına sahip olan bir ülkeye küstahça davranan, işbirliği yerine “başöğretmenlik” yapmaya kalkan Avrupa’nın da…

Türkiye politikasında “ikili” oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan Amerika’nın da…

Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.

Türkiye’de yaklaştığı görülen kanlı bir çatışmanın bütün dünyayı yakması sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.

Hiç unutmayın ki ilk dünya savaşı tek bir tabancanın patlamasıyla başlamıştı.

7 Mayıs 2007, Pazartesi   
yazının linki : http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=291 

Gitar ile İstiklal Marşı

1 May 2007 In: hoş



Nefis bir şey olmuş...

Ben Kimim ?

Celiker BahceciMerhabalar, ben Çeliker BAHÇECİ. 2004 den beri özel sektörde bilgisayar mühendisligi ve egitmenlik yapıyorum. Yine aynı yılın Ekim ayından beri sitemde .Net ile programlama ve hayat görüşüm ile ilgili makalelerimi yayınlıyorum. Blogum dışında Yazgelistir.com, mobilnedir.com gibi ineta kapsamındaki bir çok siteye Microsoft teknolojileri ile ilgili yazılar yazmaktayım.
Bu site ile sizinde hayatınızı anlamlandırmanızda bir parça katkımın olması dilegiyle...


Arşiv